Yapay zekâ bugün herkesin dilinde. Okullarda, üniversitelerde, konferanslarda…
Ama asıl soru şu:
Yapay zekâyı gerçekten anlıyor muyuz, yoksa sadece hızına mı kapılıyoruz?
2025 Uluslararası Bilişimci Martılar Projeleri bu soruya şaşırtıcı derecede olgun cevaplar verdi. Üstelik bu cevaplar, yalnızca elit teknoloji okullarından değil; devlet okullarından, farklı ülkelerden, farklı imkânlara sahip öğrencilerden geldi.
- Hindistan’daki Brahms Dutt Blue Bells Public School’un yaklaşımı buna iyi bir örnek. Öğrenciler “AI is a creation of human intellect, not its master” diyerek yola çıktı. Ortaya bir yazılım harikası çıkarmadılar belki; ama çok daha zor bir şeyi yaptılar:
Yapay zekânın nerede durması gerektiğini tartıştılar. Bu öğrenciler, yapay zekânın avantajlarını saymakla yetinmedi. Riskleri, etik sınırları, insan onuruyla ilişkisini sorguladılar. Ve bu yüzden en “yüksek puanı” değil, belki daha kıymetli olanı aldılar: öğrenme cesareti ve sürekliliği. - Aynı ülkeden Blue Bells Model School ise meseleyi daha sistematik ele aldı.
Adalet, şeffaflık, hesap verebilirlik…
Yani yapay zekânın yalnızca “ne yapabildiği” değil, kimin için ve kimin adına çalıştığı sorusuna odaklandı. - Türkiye’den İstanbul Kent Üniversitesi projeleri ise yapay zekâyı doğrudan toplumsal sorunlara taşıdı: Yaşlıları dolandırıcılıktan korumak, dijital zorbalığı erken tespit etmek, teknolojiyi insanın yanında konumlandırmak…
Bütün bu projeler bize şunu söylüyor:
Yapay zekâ eğitimi bir yarış değildir.
Bir kültür, bir etik terbiye, bir insanlık meselesidir.
Belki de çocuklara ve gençlere sormamız gereken soru şu olmalı:
“Bu yapay zekâyı yapabilir miyiz?” değil,
“Yapmalı mıyız, nasıl yapmalıyız ve kimin için?”
BİLİŞİMCİ MARTILAR Projeleri, işte tam bu soruları sormaya cesaret eden gençleri bir araya getiriyor.
Ve bu yüzden, geleceğe dair umut veriyor.
Prof. Dr. hayal KÖKSAL
Tasarımcısı ve Koordinatörü
